Sürgün Sultan — Zekeriya Yıldız

Sürgün Sultan
Zekeriya YıldızNesil Yayınları
Sürgün Sultan
Zekeriya YıldızHamidiye Camii nin şerefesinde yavaşça dolanan bir müezzin salâ veriyordu Süvari ve piyadeler cami avlusunda saf tutup Padişahı beklemeye başlamışlardı Her hafta Padişahı görmek için İstanbul un değişik yerlerinden gelen insanlar yine gelmişti ve oldukça kalabalıktılar Namaz saatine yakın kalabalığın içinde fısıltılar dolaşmaya başladı Cuma selamlığı olmayacakmış Padişah gitmiş Vahdettin İngilizlere sığınmış Padişah yaban illere gitmiş Ezan okundu cemaat sessizce camiye girip namaza durdu Cuma selamlığı için dışarıda bekleyen görevliler ne yapacaklarını bilmez bir vaziyette öylece kala kaldılar Abdülmecid Han oğlu Sultan VI Mehmet Vahdettin artık yoktu Bulutlar son Osmanlı Padişahının kara bahtına gözyaşı döküyordu

Nesil Yayınları
Hamidiye Camii nin şerefesinde yavaşça dolanan bir müezzin salâ veriyordu Süvari ve piyadeler cami avlusunda saf tutup Padişahı beklemeye başlamışlardı Her hafta Padişahı görmek için İstanbul un değişik yerlerinden gelen insanlar yine gelmişti ve oldukça kalabalıktılar Namaz saatine yakın kalabalığın içinde fısıltılar dolaşmaya başladı Cuma selamlığı olmayacakmış Padişah gitmiş Vahdettin İngilizlere sığınmış Padişah yaban illere gitmiş Ezan okundu cemaat sessizce camiye girip namaza durdu Cuma selamlığı için dışarıda bekleyen görevliler ne yapacaklarını bilmez bir vaziyette öylece kala kaldılar Abdülmecid Han oğlu Sultan VI Mehmet Vahdettin artık yoktu Bulutlar son Osmanlı Padişahının kara bahtına gözyaşı döküyordu

Selis Kitaplar
Fırtına ağaçları dibinden sökecek kadar şiddetliydi Hava buz gibiydi ve Nice sokakları iyice tenhalaşmıştı Geniş bir caddenin köşesinde elektrik direğine sırtını yaslayan hırpanî kılıklı bir adam elini cebine soktu Kirden rengini yitirmiş bir mendil çıkarıp burnunu sildi Mendili tekrar cebine sokarken sararmış dişleri görünecek şekilde güldü Caddenin karşı köşesinde yürüyen şişman bir adam rüzgarın uçurduğu şapkasının peşinden koşarken direğe çarpıp yere düşmüştü Sonra kendi kendine kızıp söylendi Ondan beter düşmüşüm ne gülüyorum ki Tanıtım Bülteninden

Selis Kitaplar
Fırtına ağaçları dibinden sökecek kadar şiddetliydi Hava buz gibiydi ve Nice sokakları iyice tenhalaşmıştı Geniş bir caddenin kösesinde elektrik direğine sırtını yaslayan hırpanî kılıklı bir adam elini cebine soktu Kirden rengini yitirmiş bir mendil çıkarıp burnunu sildi Mendili tekrar cebine sokarken sararmış dişleri görünecek şekilde güldü Caddenin karsı kösesinde yürüyen şişman bir adam rüzgarın uçurduğu şapkasının pesinden koşarken direğe çarpıp yere düşmüştü Sonra kendi kendine kızıp söylendi Ondan beter düşmüşüm ne gülüyorum ki

Selis Kitaplar
Fırtına ağaçları dibinden sökecek kadar şiddetliydi Hava buz gibiydi ve Nice sokakları iyice tenhalaşmıştı Geniş bir caddenin köşesinde elektrik direğine sırtını yaslayan hırpanî kılıklı bir adam elini cebine soktu Kirden rengini yitirmiş bir mendil çıkarıp burnunu sildi Mendili tekrar cebine sokarken sararmış dişleri görünecek şekilde güldü Caddenin karşı köşesinde yürüyen şişman bir adam rüzgarın uçurduğu şapkasının peşinden koşarken direğe çarpıp yere düşmüştü Sonra kendi kendine kızıp söylendi Ondan beter düşmüşüm ne gülüyorum ki

Selis Kitaplar
Fırtına ağaçları dibinden sökecek kadar şiddetliydi Hava buz gibiydi ve Nice sokakları iyice tenhalaşmıştı Geniş bir caddenin köşesinde elektrik direğine sırtını yaslayan hırpanî kılıklı bir adam elini cebine soktu Kirden rengini yitirmiş bir mendil çıkarıp burnunu sildi Mendili tekrar cebine sokarken sararmış dişleri görünecek şekilde güldü Caddenin karşı köşesinde yürüyen şişman bir adam rüzgarın uçurduğu şapkasının peşinden koşarken direğe çarpıp yere düşmüştü Sonra kendi kendine kızıp söylendi Ondan beter düşmüşüm ne gülüyorum ki

Selis
Fırtına ağaçları dibinden sökecek kadar şiddetliydi Hava buz gibiydi ve Nice sokakları iyice tenhalaşmıştı Geniş bir caddenin köşesinde elektrik direğine sırtını yaslayan hırpanî kılıklı bir adam elini cebine soktu Kirden rengini yitirmiş bir mendil çıkarıp burnunu sildi Mendili tekrar cebine sokarken sararmış dişleri görünecek şekilde güldü Caddenin karşı köşesinde yürüyen şişman bir adam rüzgarın uçurduğu şapkasının peşinden koşarken direğe çarpıp yere düşmüştü Sonra kendi kendine kızıp söylendi Ondan beter düşmüşüm ne gülüyorum ki

SELİS KİTAPLAR
Fırtına ağaçları dibinden sökecek kadar şiddetliydi Hava buz gibiydi ve Nice sokakları iyice tenhalaşmıştı Geniş bir caddenin kösesinde elektrik direğine sırtını yaslayan hırpanî kılıklı bir adam elini cebine soktu Kirden rengini yitirmiş bir mendil çıkarıp burnunu sildi Mendili tekrar cebine sokarken sararmış dişleri görünecek şekilde güldü Caddenin karsı kösesinde yürüyen şişman bir adam rüzgarın uçurduğu şapkasının pesinden koşarken direğe çarpıp yere düşmüştü Sonra kendi kendine kızıp söylendi Ondan beter düşmüşüm ne gülüyorum ki

Selis Kitaplar
Fırtına ağaçları dibinden sökecek kadar şiddetliydi Hava buz gibiydi ve Nice sokakları iyice tenhalaşmıştı Geniş bir caddenin köşesinde elektrik direğine sırtını yaslayan hırpanî kılıklı bir adam elini cebine soktu Kirden rengini yitirmiş bir mendil çıkarıp burnunu sildi Mendili tekrar cebine sokarken sararmış dişleri görünecek şekilde güldü Caddenin karşı köşesinde yürüyen şişman bir adam rüzgarın uçurduğu şapkasının peşinden koşarken direğe çarpıp yere düşmüştü Sonra kendi kendine kızıp söylendi Ondan beter düşmüşüm ne gülüyorum ki

NESİL YAYINLARI
Hamidiye Camii nin şerefesinde yavaşça dolanan bir müezzin salâ veriyordu Süvari ve piyadeler cami avlusunda saf tutup Padişahı beklemeye başlamışlardı Her hafta Padişahı görmek için İstanbul un değişik yerlerinden gelen insanlar yine gelmişti ve oldukça kalabalıktılar Namaz saatine yakın kalabalığın içinde fısıltılar dolaşmaya başladı Cuma selamlığı olmayacakmış Padişah gitmiş Vahdettin İngilizlere sığınmış Padişah yaban illere gitmiş Ezan okundu cemaat sessizce camiye girip namaza durdu Cuma selamlığı için dışarıda bekleyen görevliler ne yapacaklarını bilmez bir vaziyette öylece kala kaldılar Abdülmecid Han oğlu Sultan VI Mehmet Vahdettin artık yoktu Bulutlar son Osmanlı Padişahının kara bahtına gözyaşı döküyordu