MejelleKitap fiyat karşılaştırma

Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa — James H S McGregor

Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa
429,00
Türk Tarihi AraştırmalarıTarih Araştırma ve İnceleme KitaplarıAraştırma İnceleme

Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa

James H S McGregor

İş Bankası Kültür Yayınları

Mart 2021412 sf.çev. Barış Gönülşen
Ciltsiz
TamadresEn ucuz

Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa

James H S McGregor

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

BKM Kitap
429,00

İş Bankası Kültür Yayınları

2023412 sf.
Ciltsiz
BKM Kitap

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

Kitap Sepeti
429,00

İş Bankası Kültür Yayınları

2023412 sf.
Ciltsiz
Kitap Sepeti

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

Kitap Ambarı
435,60

İş Bankası Kültür Yayınları

2021412 sf.
İnce Kapak15,5 x 23,5
Kitap Ambarı

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var Tanıtım Bülteninden

Kitap Yurdu
453,75

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

02.03.2021412 sf.
Karton Kapak15.5 x 23.5 cmKitap KağıdıTÜRKÇE

çev. Barış Gönülşen

Kitap Yurdu

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

Nobel Kitap
462,00

İş Bankası Kültür Yayınları

2023412 sf.
Ciltsiz16x24 cm2. Hamur
Nobel Kitap

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

İş Kültür
462,00

İş Bankası Kültür Yayınları

2021412 sf.
15,5 x 23,5

çev. Barış Gönülşen

İş Kültür

Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası Ve Doğa Kriz Çağına Nasıl Geldik Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

Ucuz Kitap Al
495,00

İş Bankası Kültür Yayınları

2021412 sf.
15.50x23.50 cm2. Hamur
Ucuz Kitap Al

James H S McGregor tarafından kaleme alınan Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa İş Bankası Kültür Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa James H S McGregor Kitap Özeti Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var Yayınevi İş Bankası Kültür Yayınları Yazar James H S McGregor Sayfa 412 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 15 50x23 50 cm Basım Yılı 2021 Barkod 9786254052330 Kategori Araştırma İnceleme

Pandora
528,00

İş Bankası

2021412 sf.

çev. Gönülşen, Barış

Pandora

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

Şehadet Kitap
528,00

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

2021412 sf.
Şehadet Kitap

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

D&R
660,00

İş Bankası Kültür Yayınları

20211. baskı412 sf.
15,5 x 23,52. HamurTürkçe

çev. Barış Gönülşen

D&R

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var Tanıtım Bülteninden

Kita Kitap
660,00

İş Bankası Kültür Yayınları

Şubat 20211. baskı412 sf.
Ciltsiz15,50 x 23,50 cm2. HamurTürkçe

çev. Barış Gönülşen

Kita Kitap

Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img