Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa — James H S McGregor

Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa
James H S McGregorİş Bankası Kültür Yayınları
Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa
James H S McGregorToprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

İş Bankası Kültür Yayınları
Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

İş Bankası Kültür Yayınları
Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

İş Bankası Kültür Yayınları
Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var Tanıtım Bülteninden

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
çev. Barış Gönülşen
Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

İş Bankası Kültür Yayınları
Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

İş Bankası Kültür Yayınları
çev. Barış Gönülşen
Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası Ve Doğa Kriz Çağına Nasıl Geldik Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

İş Bankası Kültür Yayınları
James H S McGregor tarafından kaleme alınan Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa İş Bankası Kültür Yayınları eseri olarak okurlarla buluşuyor Tarihöncesinden Bugüne Akdeniz Dünyası ve Doğa James H S McGregor Kitap Özeti Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var Yayınevi İş Bankası Kültür Yayınları Yazar James H S McGregor Sayfa 412 Sayfa Kağıt 2 Hamur Boyut 15 50x23 50 cm Basım Yılı 2021 Barkod 9786254052330 Kategori Araştırma İnceleme

İş Bankası
çev. Gönülşen, Barış
Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var

İş Bankası Kültür Yayınları
çev. Barış Gönülşen
Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var Tanıtım Bülteninden

İş Bankası Kültür Yayınları
çev. Barış Gönülşen
Toprak ilk Akdeniz halklarının kültürel temeliydi toprağa bağlı ve yakın olduklarını kabul ediyor doğayı çeşitli şekillerde işlenen kırsal dünya içerisinden kavrıyorlardı Sahip oldukları bu doğa imgesi ticaretten sosyal yaşama dini ritüellerden tarım etkinliklerine kadar hayatın her alanına nüfuz etmişti Binlerce yıl boyunca insanlık ile ona ev sahipliği yapan toprak arasında keskin bir ayrım yoktu Doğayla büyük ölçüde uyumlu bir ilişkinin var olduğunu kabul eden yaygın bir uzlaşı vardı Antik Akdeniz de geleneksel tarım doğal ekosistemlerin temel özelliklerine aykırı değildi Zengindi karmaşıktı kendi kendini düzenliyordu ve esnekti Bu ilişki doğanın insanın müdahale etmediği yabani kırsal olarak algılanmaya başladığı 18 yüzyılın sonlarında sona erdi Yüzyılın başlarında insan dünyası tarımsal âlem ve işlenmemiş doğa alanı iç sınırları olmayan kesintisiz tek bir sahaydı Fakat yüzyılın sonuna gelindiğinde çağın önemli yazarları bu süreklilik içerisinde keskin bir bölünme yaratmış ve tarım dünyasını doğa dünyasından ayırmışlardı Bu ani ve çarpıcı duyarlılık değişimi ekolojik anlayışı baş aşağı etti ve halen daha mücadele etmekte olduğumuz çok önemli sonuçlara sebep oldu James H S McGregor dünyanın bugün karşı karşıya olduğu çevre krizinin kökeninde Batı toplumunun İlk Doğa ilkesini insan toplulukları ile doğa dünyası arasındaki uyumlu ilişkiyi terk etmesinin yattığını öne sürüyor Bu temel eser bizlere yeni bir çevresel sorumluluk yaklaşımı sunmakla kalmıyor doğadaki yerimize dair eski anlayışı yeniden edinmemiz gerektiğini söylüyor Doğaya karşıt ve hasım konumumuzu terk etmeli doğuştan ait olduğumuz biyolojik dünyada geçmişin kendini ispatlamış teknikleriyle yetiştiricilik yapan kimliğe dönmeliyiz Kaybedilen şeyler çok toprak ve çevre büyük zararlar gördü geleneksel bilgi de taşıyıcılarıyla beraber öldü Fakat halen daha kurtarılabilecek üzerinde çalışılabilecek ve yeniden düşünülebilecek çok şey var img src https s3 eu west 1 amazonaws com dia kitadagitim ckeditor_assets pictures 53 content_1_original_original jpg alt height 15 width 15 font size 1 color white font img