Tasarrufun İptali Davasında İhtiyati Haciz
Yetkin Yayınları
Borçlar hukukunda irade serbestisinin egemen olmasından dolayı taraflar sözleşme tipleri dışında Kanun un belirlediği sınırlar içinde kalmak kaydı ile diledikleri sözleşmeleri düzenleyebilir Alacak hakları ayni hakların aksine sınırlı sayı ve tipe bağlılık ilkesinden azade olduğu için sayısız miktar ve nitelikte tesis edilebilir Mücerret borç ikrarının kanunen cevaz görmesi de bunun bir tezahürüdür Alacak hakları iki taraflı olduğundan alacak borç ilişkisini tevlit eder Bir diğer ifadeyle alacak hakkı alacaklı ile borçlu süjelerinin inzimamını gerektirir Sosyal hayatta kişiler alacak borç ilişkisinin süjesi olmaktan masun kalamayacaktır Asıl olan borcun rıza ile ödenmesidir Buna riayet etmeyen borçluya karşı cebri icra yolu mahfuzdur Ne var ki bazı hallerde borçluların malvarlıklarını alacaklılarının istifadesinden mahrum bırakmak için danışıklı işlemlere ve kanuna karşı hileye başvurduğu da tecrübe edilmektedir Bu bağlamda ifade etmek gerekirse borç yiğidin kamçısıdır sözünden kinaye bazı hallerde borç kişilerin kaçamağı ve kaçışıdır Zira kişinin gücü malvarlığına yeterdir Kişiler bu gücünü hiçbir vakit kaybetmek istemeyeceği için malvarlığı değerini gizli saklı ve örtülü şekilde başka kişiler ve marifetler üzerinden perdelemek suretiyle idame ettirmek temayül ve tevessülündedir Ne var ki uyuşmazlıklara çözüm bulma sanatı olan hukukun bu durumlara bigâne kalması söz konusu olamaz Elbette beşeri bir bilim dalı olarak hukuk kişilerin maddi ve manevi varlığının hukuki barış ile güven ve istikrar içinde muhafaza ve idamesi için elzemdir Bir diğer ifadeyle hukuk dünyanın herhangi bir coğrafyasındaki toplumda mündemiç ve fiiliyatın muvazenesini sağlayan düzendir Hukuk uygulandığı toplumdan beslenmesinin yanı sıra uygulandığı coğrafya ile sınırlıdır Aynı ya da benzer hadiselerin farklı şekilde neticelenmesi hukukun dinamik güncel ve canlı bir organizma olmasından mülhemdir Dolayısıyla hukuk sosyal bir bilim dalı olarak her daim matematiksel sonuçlar vermese de bu hususiyet hukukun bilim dalı olmasına engel teşkil etmeyecektir Öyle ki hukukta vakıa tıpta ise hasta vardır Bu minvalde aynı hastalığa duçar olan çok sayıda hastaya aynı tedavi uygulanmakta ne var ki bir ya da bir kaçı şifa bulmaktadır Kaldı ki zaman içinde tıp biliminde teşhis ve tedavi yöntemleri de değişip gelişmektedir Mukayese bağlamında ifade etmek gerekirse tıpta teşhis tanı tedavi hukukta ise teşhis tanı ve hüküm söz konusudur Zira tıbbın sonuç itibariyle alâmeti farikası tedavi hukuk için ise asli unsur hükümdür Hukukun can suyu olan içtimai hayat devamlı şekilde değişim ve gelişim içindedir Hal böyle olunca hızla değişen ve gelişen dünyanın öncelik ihtiyaç ve zaruretleri de kimlik değiştirmektedir Öyle ki insan bu değişim gelişim ve dinamikleri önceden kestirip öngörebilecek donanımlara da sahip değildir Bu bağlamda yaşam kırtasiyecilikten sanal ve bilişime emek ve gayret kolaycılığa doğru sürüklenmektedir İşte yeni dünyanın bu yöne evrilmesi farklı öncelik ve ihtiyaçlar için yeni yasal çareler arayışına sevk etmektedir Dolayısıyla hukuk toplumun ihtiyaç duyduğu öncelik ve zaruretler ile evrildiği yer teknolojik gelişmelere göre de mesafe almaktadır Bu sebeple bilakis hukukun statik kalması bilimin niteliğine denk düşmediği gibi dinamik olması ile gelişen ve değişen yaşam zaruretlerine göre şekillenmesi kişilerin hukuki barış güven ve istikrarının da sigortasıdır Kaldı ki hukukun iştigal sahası nüvesi ya da kaynağı olan yaşam olaylarındaki en ufak ayrıntı ve hususiyet farklı sonuç ve hukuki çözümlere gebedir Bu itibarla insanoğlu her uyuşmazlığa uygun kanun yapmayı başaramadığı gibi aynı vakıa hadise ya da ihtilafları aynı içtihatla çözmeye de muvafık değildir Böyle olduğu için içtihat içtihat ile nakz olunamaz der Mecelle zira yaşam ile hukukun dinamik ve canlı organizma yapısı her hadisedeki subjektif korunma talebi ve süjeleri farklı hikâye ve hususiyetleri aynı ya da benzer hadiselerin ay