XXI Yüzyıl Başlarında Türk Dış Politikası Çerçevesinde Türkiye İran İlişkileri — Özcan Büyükgenç

XXI Yüzyıl Başlarında Türk Dış Politikası Çerçevesinde Türkiye İran İlişkileri
Özcan BüyükgençAkademisyen Kitabevi
XXI Yüzyıl Başlarında Türk Dış Politikası Çerçevesinde Türkiye İran İlişkileri
Özcan BüyükgençBu çalışma jeopolitik konumu tarihsel etkileşim derinliği ve toplumsal yapısındaki etnik çeşitlilik itibarıyla bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer alan Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır Çalışmanın temel odağı iki ülke ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde geçirdiği dönüşümün bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte analitik bir çerçevede değerlendirilmesidir Bu kapsamda Türkiye İran ilişkileri yalnızca ikili diplomatik temaslar üzerinden değil güvenlik enerji ticaret bölgesel rekabet ve iş birliği alanları bakımından çok boyutlu bir dış politika perspektifiyle ele alınmaktadır Araştırmada ayrıca tarihsel süreklilik ve kırılma noktalarının daha sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi amacıyla Osmanlı İmparatorluğu dönemi İran da 1979 sonrası siyasal dönüşüm süreci ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türkiye İran ilişkileri karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir Bu tarihsel arka plan güncel dış politika tercihlerini belirleyen zihniyet kalıplarının ve karşılıklı algıların anlaşılabilmesi açısından tamamlayıcı bir analitik zemin sunmaktadır Türkiye jeostratejik konumu itibarıyla Avrupa Asya ve Orta Doğu arasında bir geçiş ve etkileşim alanında yer almakta bu durum Türkiye ye önemli fırsatlar sunduğu kadar çok boyutlu güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir Özellikle Orta Doğu olarak tanımlanan ve tarihsel olarak yoğun çatışmalara sahne olmuş bir coğrafya ile uzun sınırlara sahip olunması Türkiye nin dış politikasında güvenlik merkezli bir yaklaşımın süreklilik kazanmasına yol açmıştır Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyet in kuruluşundan itibaren dış politikasında ağırlıklı olarak Batı eksenli bir yönelim benimsemiş bu yönelim Mustafa Kemal Atatürk döneminden itibaren kurumsallaşarak ilerleyen yıllarda daha belirgin bir nitelik kazanmıştır Türkiye nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi ve güvenlik mimarisinin NATO üyeliği üzerinden şekillenmesi bu yönelimin başlıca göstergeleri olmuştur Bu dış politika çizgisi akademik literatürde çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri merkezli ve Batı odaklı bir stratejik tercih olarak değerlendirilmiştir Buna karşın Türkiye nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin belirli dönemlerde yoğunlaşması iç politik tartışmalara da yansımış özellikle Turgut Özal Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bölge ülkeleriyle artan temaslar sıklıkla eksen kayması tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır Bu bağlamda Türkiye İran ilişkileri de yalnızca iki ülkenin karşılıklı çıkarları değil Türkiye nin genel dış politika yönelimi ve stratejik kimliği açısından da zaman zaman tartışma konusu olmuştur 2000 2020 yılları arasında Türkiye İran ilişkilerinin ana gündem maddelerini karşılıklı enerji ticareti İran ın nükleer faaliyetleri ve özellikle Arap ayaklanmaları sonrasında derinleşen bölgesel krizler belirlemiştir Bu süreçte Suriye merkezli iç savaş Ankara ile Tahran ın bölgesel önceliklerinin belirgin biçimde ayrıştığı bir alan olarak öne çıkmış iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği dinamiklerini aynı anda besleyen çelişkili bir yapı ortaya çıkarmıştır Dolayısıyla XXI yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye İran ilişkilerinin siyasal ve ekonomik boyutlarının müstakil bir akademik çalışma çerçevesinde ele alınması hem literatür hem de politika yapıcılar açısından gerekli hâle gelmiştir Bu çalışmanın temel amacı XXI yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürecinde Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri bölgesel krizler ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz etmek iki ülkenin dış politika yönelimlerini karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koymak ve ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler geliştirmektir Günümüzde derinleşen çok kutuplu uluslararası sistem artan yaptırım politikaları enerji arz güvenliği sorunları ve Orta Doğu da yeniden tırmanan askerî gerilimler Türkiye İran ilişkilerinin stratejik değerini daha da artırmaktadır Özellikle enerji koridorları ulaştırma hatları ticaret güzergâhları ve bölgesel diplomasi platformları iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca ikili değil bölgesel istikrar açısından da belirleyici bir role sahip olduğunu göstermektedir

Akademisyen Kitabevi
Bu çalışma jeopolitik konumu tarihsel etkileşim derinliği ve toplumsal yapısındaki etnik çeşitlilik itibarıyla bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer alan Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır Çalışmanın temel odağı iki ülke ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde geçirdiği dönüşümün bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte analitik bir çerçevede değerlendirilmesidir Bu kapsamda Türkiye İran ilişkileri yalnızca ikili diplomatik temaslar üzerinden değil güvenlik enerji ticaret bölgesel rekabet ve iş birliği alanları bakımından çok boyutlu bir dış politika perspektifiyle ele alınmaktadır Araştırmada ayrıca tarihsel süreklilik ve kırılma noktalarının daha sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi amacıyla Osmanlı İmparatorluğu dönemi İran da 1979 sonrası siyasal dönüşüm süreci ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türkiye İran ilişkileri karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir Bu tarihsel arka plan güncel dış politika tercihlerini belirleyen zihniyet kalıplarının ve karşılıklı algıların anlaşılabilmesi açısından tamamlayıcı bir analitik zemin sunmaktadır Türkiye jeostratejik konumu itibarıyla Avrupa Asya ve Orta Doğu arasında bir geçiş ve etkileşim alanında yer almakta bu durum Türkiye ye önemli fırsatlar sunduğu kadar çok boyutlu güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir Özellikle Orta Doğu olarak tanımlanan ve tarihsel olarak yoğun çatışmalara sahne olmuş bir coğrafya ile uzun sınırlara sahip olunması Türkiye nin dış politikasında güvenlik merkezli bir yaklaşımın süreklilik kazanmasına yol açmıştır Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyet in kuruluşundan itibaren dış politikasında ağırlıklı olarak Batı eksenli bir yönelim benimsemiş bu yönelim Mustafa Kemal Atatürk döneminden itibaren kurumsallaşarak ilerleyen yıllarda daha belirgin bir nitelik kazanmıştır Türkiye nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi ve güvenlik mimarisinin NATO üyeliği üzerinden şekillenmesi bu yönelimin başlıca göstergeleri olmuştur Bu dış politika çizgisi akademik literatürde çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri merkezli ve Batı odaklı bir stratejik tercih olarak değerlendirilmiştir Buna karşın Türkiye nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin belirli dönemlerde yoğunlaşması iç politik tartışmalara da yansımış özellikle Turgut Özal Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bölge ülkeleriyle artan temaslar sıklıkla eksen kayması tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır Bu bağlamda Türkiye İran ilişkileri de yalnızca iki ülkenin karşılıklı çıkarları değil Türkiye nin genel dış politika yönelimi ve stratejik kimliği açısından da zaman zaman tartışma konusu olmuştur 2000 2020 yılları arasında Türkiye İran ilişkilerinin ana gündem maddelerini karşılıklı enerji ticareti İran ın nükleer faaliyetleri ve özellikle Arap ayaklanmaları sonrasında derinleşen bölgesel krizler belirlemiştir Bu süreçte Suriye merkezli iç savaş Ankara ile Tahran ın bölgesel önceliklerinin belirgin biçimde ayrıştığı bir alan olarak öne çıkmış iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği dinamiklerini aynı anda besleyen çelişkili bir yapı ortaya çıkarmıştır Dolayısıyla XXI yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye İran ilişkilerinin siyasal ve ekonomik boyutlarının müstakil bir akademik çalışma çerçevesinde ele alınması hem literatür hem de politika yapıcılar açısından gerekli hâle gelmiştir Bu çalışmanın temel amacı XXI yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürecinde Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri bölgesel krizler ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz etmek iki ülkenin dış politika yönelimlerini karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koymak ve ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler geliştirmektir Günümüzde derinleşen çok kutuplu uluslararası sistem artan yaptırım politikaları enerji arz güvenliği sorunları ve Orta Doğu da yeniden tırmanan askerî gerilimler Türkiye İran ilişkilerinin stratejik değerini daha da artırmaktadır Özellikle enerji koridorları ulaştırma hatları ticaret güzergâhları ve bölgesel diplomasi platformları iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca ikili değil bölgesel istikrar açısından da belirleyici bir role sahip olduğunu göstermektedir

Akademisyen Kitabevi
Bu çalışma jeopolitik konumu tarihsel etkileşim derinliği ve toplumsal yapısındaki etnik çeşitlilik itibarıyla bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer alan Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır Çalışmanın temel odağı iki ülke ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde geçirdiği dönüşümün bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte analitik bir çerçevede değerlendirilmesidir Bu kapsamda Türkiye İran ilişkileri yalnızca ikili diplomatik temaslar üzerinden değil güvenlik enerji ticaret bölgesel rekabet ve iş birliği alanları bakımından çok boyutlu bir dış politika perspektifiyle ele alınmaktadır Araştırmada ayrıca tarihsel süreklilik ve kırılma noktalarının daha sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi amacıyla Osmanlı İmparatorluğu dönemi İran da 1979 sonrası siyasal dönüşüm süreci ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türkiye İran ilişkileri karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir Bu tarihsel arka plan güncel dış politika tercihlerini belirleyen zihniyet kalıplarının ve karşılıklı algıların anlaşılabilmesi açısından tamamlayıcı bir analitik zemin sunmaktadır Türkiye jeostratejik konumu itibarıyla Avrupa Asya ve Orta Doğu arasında bir geçiş ve etkileşim alanında yer almakta bu durum Türkiye ye önemli fırsatlar sunduğu kadar çok boyutlu güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir Özellikle Orta Doğu olarak tanımlanan ve tarihsel olarak yoğun çatışmalara sahne olmuş bir coğrafya ile uzun sınırlara sahip olunması Türkiye nin dış politikasında güvenlik merkezli bir yaklaşımın süreklilik kazanmasına yol açmıştır Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyet in kuruluşundan itibaren dış politikasında ağırlıklı olarak Batı eksenli bir yönelim benimsemiş bu yönelim Mustafa Kemal Atatürk döneminden itibaren kurumsallaşarak ilerleyen yıllarda daha belirgin bir nitelik kazanmıştır Türkiye nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi ve güvenlik mimarisinin NATO üyeliği üzerinden şekillenmesi bu yönelimin başlıca göstergeleri olmuştur Bu dış politika çizgisi akademik literatürde çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri merkezli ve Batı odaklı bir stratejik tercih olarak değerlendirilmiştir Buna karşın Türkiye nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin belirli dönemlerde yoğunlaşması iç politik tartışmalara da yansımış özellikle Turgut Özal Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bölge ülkeleriyle artan temaslar sıklıkla eksen kayması tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır Bu bağlamda Türkiye İran ilişkileri de yalnızca iki ülkenin karşılıklı çıkarları değil Türkiye nin genel dış politika yönelimi ve stratejik kimliği açısından da zaman zaman tartışma konusu olmuştur 2000 2020 yılları arasında Türkiye İran ilişkilerinin ana gündem maddelerini karşılıklı enerji ticareti İran ın nükleer faaliyetleri ve özellikle Arap ayaklanmaları sonrasında derinleşen bölgesel krizler belirlemiştir Bu süreçte Suriye merkezli iç savaş Ankara ile Tahran ın bölgesel önceliklerinin belirgin biçimde ayrıştığı bir alan olarak öne çıkmış iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği dinamiklerini aynı anda besleyen çelişkili bir yapı ortaya çıkarmıştır Dolayısıyla XXI yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye İran ilişkilerinin siyasal ve ekonomik boyutlarının müstakil bir akademik çalışma çerçevesinde ele alınması hem literatür hem de politika yapıcılar açısından gerekli hâle gelmiştir Bu çalışmanın temel amacı XXI yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürecinde Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri bölgesel krizler ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz etmek iki ülkenin dış politika yönelimlerini karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koymak ve ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler geliştirmektir Günümüzde derinleşen çok kutuplu uluslararası sistem artan yaptırım politikaları enerji arz güvenliği sorunları ve Orta Doğu da yeniden tırmanan askerî gerilimler Türkiye İran ilişkilerinin stratejik değerini daha da artırmaktadır Özellikle enerji koridorları ulaştırma hatları ticaret güzergâhları ve bölgesel diplomasi platformları iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca ikili değil bölgesel istikrar açısından da belirleyici bir role sahip olduğunu göstermektedir Tanıtım Bülteninden

Akademisyen Kitabevi
Bu çalışma jeopolitik konumu tarihsel etkileşim derinliği ve toplumsal yapısındaki etnik çeşitlilik itibarıyla bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer alan Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır Çalışmanın temel odağı iki ülke ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde geçirdiği dönüşümün bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte analitik bir çerçevede değerlendirilmesidir Bu kapsamda Türkiye İran ilişkileri yalnızca ikili diplomatik temaslar üzerinden değil güvenlik enerji ticaret bölgesel rekabet ve iş birliği alanları bakımından çok boyutlu bir dış politika perspektifiyle ele alınmaktadır Araştırmada ayrıca tarihsel süreklilik ve kırılma noktalarının daha sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi amacıyla Osmanlı İmparatorluğu dönemi İran da 1979 sonrası siyasal dönüşüm süreci ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türkiye İran ilişkileri karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir Bu tarihsel arka plan güncel dış politika tercihlerini belirleyen zihniyet kalıplarının ve karşılıklı algıların anlaşılabilmesi açısından tamamlayıcı bir analitik zemin sunmaktadır Türkiye jeostratejik konumu itibarıyla Avrupa Asya ve Orta Doğu arasında bir geçiş ve etkileşim alanında yer almakta bu durum Türkiye ye önemli fırsatlar sunduğu kadar çok boyutlu güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir Özellikle Orta Doğu olarak tanımlanan ve tarihsel olarak yoğun çatışmalara sahne olmuş bir coğrafya ile uzun sınırlara sahip olunması Türkiye nin dış politikasında güvenlik merkezli bir yaklaşımın süreklilik kazanmasına yol açmıştır Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyet in kuruluşundan itibaren dış politikasında ağırlıklı olarak Batı eksenli bir yönelim benimsemiş bu yönelim Mustafa Kemal Atatürk döneminden itibaren kurumsallaşarak ilerleyen yıllarda daha belirgin bir nitelik kazanmıştır Türkiye nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi ve güvenlik mimarisinin NATO üyeliği üzerinden şekillenmesi bu yönelimin başlıca göstergeleri olmuştur Bu dış politika çizgisi akademik literatürde çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri merkezli ve Batı odaklı bir stratejik tercih olarak değerlendirilmiştir Buna karşın Türkiye nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin belirli dönemlerde yoğunlaşması iç politik tartışmalara da yansımış özellikle Turgut Özal Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bölge ülkeleriyle artan temaslar sıklıkla eksen kayması tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır Bu bağlamda Türkiye İran ilişkileri de yalnızca iki ülkenin karşılıklı çıkarları değil Türkiye nin genel dış politika yönelimi ve stratejik kimliği açısından da zaman zaman tartışma konusu olmuştur 2000 2020 yılları arasında Türkiye İran ilişkilerinin ana gündem maddelerini karşılıklı enerji ticareti İran ın nükleer faaliyetleri ve özellikle Arap ayaklanmaları sonrasında derinleşen bölgesel krizler belirlemiştir Bu süreçte Suriye merkezli iç savaş Ankara ile Tahran ın bölgesel önceliklerinin belirgin biçimde ayrıştığı bir alan olarak öne çıkmış iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği dinamiklerini aynı anda besleyen çelişkili bir yapı ortaya çıkarmıştır Dolayısıyla XXI yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye İran ilişkilerinin siyasal ve ekonomik boyutlarının müstakil bir akademik çalışma çerçevesinde ele alınması hem literatür hem de politika yapıcılar açısından gerekli hâle gelmiştir Bu çalışmanın temel amacı XXI yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürecinde Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri bölgesel krizler ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz etmek iki ülkenin dış politika yönelimlerini karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koymak ve ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler geliştirmektir Günümüzde derinleşen çok kutuplu uluslararası sistem artan yaptırım politikaları enerji arz güvenliği sorunları ve Orta Doğu da yeniden tırmanan askerî gerilimler Türkiye İran ilişkilerinin stratejik değerini daha da artırmaktadır Özellikle enerji koridorları ulaştırma hatları ticaret güzergâhları ve bölgesel diplomasi platformları iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca ikili değil bölgesel istikrar açısından da belirleyici bir role sahip olduğunu göstermektedir İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 İRAN IN SOSYO POLITIK YAPISI VE SIYASAL SISTEMI 1 1 İran ın Stratejik ve Jeopolitik Konumu 1 2 İran ın Etnik Yapısı 1 2 1 İran da Türk Toplulukları 1 2 2 Diğer Topluluklar 1 3 İran Tarihine Genel Bir Bakış 1 4 İran ın Siyasal Sistemi 1 4 1 Dini Lider 1 4 2 Diğer Siyasi Kurumlar BÖLÜM 2 OSMANLI DAN GÜNÜMÜZE TÜRKIYE İRAN İLIŞKILERI 2 1 Osmanlı Dönemi 2 2 Cumhuriyet Dönemi İran İslam Devrimine Kadar 2 3 İran İslam Devrimi Sonrası Dönem XXI Yüzyıla Kadar BÖLÜM 3 XXI YÜZYILDA TÜRKIYE İRAN İLIŞKILERI 3 1 Siyasi İlişkiler 3 2 Ekonomik İlişkiler İRAN İSRAIL 12 GÜN SAVAŞLARI SONUÇ KAYNAKLAR EKLER ÖZGEÇMİŞ

Akademisyen Kitabevi
Bu çalışma jeopolitik konumu tarihsel etkileşim derinliği ve toplumsal yapısındaki etnik çeşitlilik itibarıyla bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer alan Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır Çalışmanın temel odağı iki ülke ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde geçirdiği dönüşümün bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte analitik bir çerçevede değerlendirilmesidir Bu kapsamda Türkiye İran ilişkileri yalnızca ikili diplomatik temaslar üzerinden değil güvenlik enerji ticaret bölgesel rekabet ve iş birliği alanları bakımından çok boyutlu bir dış politika perspektifiyle ele alınmaktadır Araştırmada ayrıca tarihsel süreklilik ve kırılma noktalarının daha sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi amacıyla Osmanlı İmparatorluğu dönemi İran da 1979 sonrası siyasal dönüşüm süreci ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türkiye İran ilişkileri karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir Bu tarihsel arka plan güncel dış politika tercihlerini belirleyen zihniyet kalıplarının ve karşılıklı algıların anlaşılabilmesi açısından tamamlayıcı bir analitik zemin sunmaktadır Türkiye jeostratejik konumu itibarıyla Avrupa Asya ve Orta Doğu arasında bir geçiş ve etkileşim alanında yer almakta bu durum Türkiye ye önemli fırsatlar sunduğu kadar çok boyutlu güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir Özellikle Orta Doğu olarak tanımlanan ve tarihsel olarak yoğun çatışmalara sahne olmuş bir coğrafya ile uzun sınırlara sahip olunması Türkiye nin dış politikasında güvenlik merkezli bir yaklaşımın süreklilik kazanmasına yol açmıştır Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyet in kuruluşundan itibaren dış politikasında ağırlıklı olarak Batı eksenli bir yönelim benimsemiş bu yönelim Mustafa Kemal Atatürk döneminden itibaren kurumsallaşarak ilerleyen yıllarda daha belirgin bir nitelik kazanmıştır Türkiye nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi ve güvenlik mimarisinin NATO üyeliği üzerinden şekillenmesi bu yönelimin başlıca göstergeleri olmuştur Bu dış politika çizgisi akademik literatürde çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri merkezli ve Batı odaklı bir stratejik tercih olarak değerlendirilmiştir Buna karşın Türkiye nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin belirli dönemlerde yoğunlaşması iç politik tartışmalara da yansımış özellikle Turgut Özal Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bölge ülkeleriyle artan temaslar sıklıkla eksen kayması tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır Bu bağlamda Türkiye İran ilişkileri de yalnızca iki ülkenin karşılıklı çıkarları değil Türkiye nin genel dış politika yönelimi ve stratejik kimliği açısından da zaman zaman tartışma konusu olmuştur 2000 2020 yılları arasında Türkiye İran ilişkilerinin ana gündem maddelerini karşılıklı enerji ticareti İran ın nükleer faaliyetleri ve özellikle Arap ayaklanmaları sonrasında derinleşen bölgesel krizler belirlemiştir Bu süreçte Suriye merkezli iç savaş Ankara ile Tahran ın bölgesel önceliklerinin belirgin biçimde ayrıştığı bir alan olarak öne çıkmış iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği dinamiklerini aynı anda besleyen çelişkili bir yapı ortaya çıkarmıştır Dolayısıyla XXI yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye İran ilişkilerinin siyasal ve ekonomik boyutlarının müstakil bir akademik çalışma çerçevesinde ele alınması hem literatür hem de politika yapıcılar açısından gerekli hâle gelmiştir Bu çalışmanın temel amacı XXI yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürecinde Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri bölgesel krizler ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz etmek iki ülkenin dış politika yönelimlerini karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koymak ve ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler geliştirmektir Günümüzde derinleşen çok kutuplu uluslararası sistem artan yaptırım politikaları enerji arz güvenliği sorunları ve Orta Doğu da yeniden tırmanan askerî gerilimler Türki

Akademisyen Kitabevi
Bu çalışma jeopolitik konumu tarihsel etkileşim derinliği ve toplumsal yapısındaki etnik çeşitlilik itibarıyla bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer alan Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır Çalışmanın temel odağı iki ülke ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde geçirdiği dönüşümün bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte analitik bir çerçevede değerlendirilmesidir Bu kapsamda Türkiye İran ilişkileri yalnızca ikili diplomatik temaslar üzerinden değil güvenlik enerji ticaret bölgesel rekabet ve iş birliği alanları bakımından çok boyutlu bir dış politika perspektifiyle ele alınmaktadır Araştırmada ayrıca tarihsel süreklilik ve kırılma noktalarının daha sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi amacıyla Osmanlı İmparatorluğu dönemi İran da 1979 sonrası siyasal dönüşüm süreci ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türkiye İran ilişkileri karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir Bu tarihsel arka plan güncel dış politika tercihlerini belirleyen zihniyet kalıplarının ve karşılıklı algıların anlaşılabilmesi açısından tamamlayıcı bir analitik zemin sunmaktadır Türkiye jeostratejik konumu itibarıyla Avrupa Asya ve Orta Doğu arasında bir geçiş ve etkileşim alanında yer almakta bu durum Türkiye ye önemli fırsatlar sunduğu kadar çok boyutlu güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir Özellikle Orta Doğu olarak tanımlanan ve tarihsel olarak yoğun çatışmalara sahne olmuş bir coğrafya ile uzun sınırlara sahip olunması Türkiye nin dış politikasında güvenlik merkezli bir yaklaşımın süreklilik kazanmasına yol açmıştır Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyet in kuruluşundan itibaren dış politikasında ağırlıklı olarak Batı eksenli bir yönelim benimsemiş bu yönelim Mustafa Kemal Atatürk döneminden itibaren kurumsallaşarak ilerleyen yıllarda daha belirgin bir nitelik kazanmıştır Türkiye nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi ve güvenlik mimarisinin NATO üyeliği üzerinden şekillenmesi bu yönelimin başlıca göstergeleri olmuştur Bu dış politika çizgisi akademik literatürde çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri merkezli ve Batı odaklı bir stratejik tercih olarak değerlendirilmiştir Buna karşın Türkiye nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin belirli dönemlerde yoğunlaşması iç politik tartışmalara da yansımış özellikle Turgut Özal Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bölge ülkeleriyle artan temaslar sıklıkla eksen kayması tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır Bu bağlamda Türkiye İran ilişkileri de yalnızca iki ülkenin karşılıklı çıkarları değil Türkiye nin genel dış politika yönelimi ve stratejik kimliği açısından da zaman zaman tartışma konusu olmuştur 2000 2020 yılları arasında Türkiye İran ilişkilerinin ana gündem maddelerini karşılıklı enerji ticareti İran ın nükleer faaliyetleri ve özellikle Arap ayaklanmaları sonrasında derinleşen bölgesel krizler belirlemiştir Bu süreçte Suriye merkezli iç savaş Ankara ile Tahran ın bölgesel önceliklerinin belirgin biçimde ayrıştığı bir alan olarak öne çıkmış iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği dinamiklerini aynı anda besleyen çelişkili bir yapı ortaya çıkarmıştır Dolayısıyla XXI yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye İran ilişkilerinin siyasal ve ekonomik boyutlarının müstakil bir akademik çalışma çerçevesinde ele alınması hem literatür hem de politika yapıcılar açısından gerekli hâle gelmiştir Bu çalışmanın temel amacı XXI yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürecinde Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri bölgesel krizler ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz etmek iki ülkenin dış politika yönelimlerini karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koymak ve ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler geliştirmektir Günümüzde derinleşen çok kutuplu uluslararası sistem artan yaptırım politikaları enerji arz güvenliği sorunları ve Orta Doğu da yeniden tırmanan askerî gerilimler Türkiye İran ilişkilerinin stratejik değerini daha da artırmaktadır Özellikle enerji koridorları ulaştırma hatları ticaret güzergâhları ve bölgesel diplomasi platformları iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca ikili değil bölgesel istikrar açısından da belirleyici bir role sahip olduğunu göstermektedir

Akademisyen Kitabevi
Bu çalışma jeopolitik konumu tarihsel etkileşim derinliği ve toplumsal yapısındaki etnik çeşitlilik itibarıyla bölgesel siyasetin belirleyici aktörleri arasında yer alan Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır Çalışmanın temel odağı iki ülke ilişkilerinin özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde geçirdiği dönüşümün bölgesel ve küresel gelişmelerle birlikte analitik bir çerçevede değerlendirilmesidir Bu kapsamda Türkiye İran ilişkileri yalnızca ikili diplomatik temaslar üzerinden değil güvenlik enerji ticaret bölgesel rekabet ve iş birliği alanları bakımından çok boyutlu bir dış politika perspektifiyle ele alınmaktadır Araştırmada ayrıca tarihsel süreklilik ve kırılma noktalarının daha sağlıklı biçimde ortaya konulabilmesi amacıyla Osmanlı İmparatorluğu dönemi İran da 1979 sonrası siyasal dönüşüm süreci ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi Türkiye İran ilişkileri karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmiştir Bu tarihsel arka plan güncel dış politika tercihlerini belirleyen zihniyet kalıplarının ve karşılıklı algıların anlaşılabilmesi açısından tamamlayıcı bir analitik zemin sunmaktadır Türkiye jeostratejik konumu itibarıyla Avrupa Asya ve Orta Doğu arasında bir geçiş ve etkileşim alanında yer almakta bu durum Türkiye ye önemli fırsatlar sunduğu kadar çok boyutlu güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir Özellikle Orta Doğu olarak tanımlanan ve tarihsel olarak yoğun çatışmalara sahne olmuş bir coğrafya ile uzun sınırlara sahip olunması Türkiye nin dış politikasında güvenlik merkezli bir yaklaşımın süreklilik kazanmasına yol açmıştır Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyet in kuruluşundan itibaren dış politikasında ağırlıklı olarak Batı eksenli bir yönelim benimsemiş bu yönelim Mustafa Kemal Atatürk döneminden itibaren kurumsallaşarak ilerleyen yıllarda daha belirgin bir nitelik kazanmıştır Türkiye nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefi ve güvenlik mimarisinin NATO üyeliği üzerinden şekillenmesi bu yönelimin başlıca göstergeleri olmuştur Bu dış politika çizgisi akademik literatürde çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri merkezli ve Batı odaklı bir stratejik tercih olarak değerlendirilmiştir Buna karşın Türkiye nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin belirli dönemlerde yoğunlaşması iç politik tartışmalara da yansımış özellikle Turgut Özal Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bölge ülkeleriyle artan temaslar sıklıkla eksen kayması tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır Bu bağlamda Türkiye İran ilişkileri de yalnızca iki ülkenin karşılıklı çıkarları değil Türkiye nin genel dış politika yönelimi ve stratejik kimliği açısından da zaman zaman tartışma konusu olmuştur 2000 2020 yılları arasında Türkiye İran ilişkilerinin ana gündem maddelerini karşılıklı enerji ticareti İran ın nükleer faaliyetleri ve özellikle Arap ayaklanmaları sonrasında derinleşen bölgesel krizler belirlemiştir Bu süreçte Suriye merkezli iç savaş Ankara ile Tahran ın bölgesel önceliklerinin belirgin biçimde ayrıştığı bir alan olarak öne çıkmış iki ülke arasındaki rekabet ve iş birliği dinamiklerini aynı anda besleyen çelişkili bir yapı ortaya çıkarmıştır Dolayısıyla XXI yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye İran ilişkilerinin siyasal ve ekonomik boyutlarının müstakil bir akademik çalışma çerçevesinde ele alınması hem literatür hem de politika yapıcılar açısından gerekli hâle gelmiştir Bu çalışmanın temel amacı XXI yüzyılın başından itibaren ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sürecinde Türkiye ile İran arasında değişen ve dönüşen ekonomik ve siyasal ilişkileri bölgesel krizler ve küresel güç rekabeti bağlamında analiz etmek iki ülkenin dış politika yönelimlerini karşılaştırmalı bir biçimde ortaya koymak ve ilişkilerin geleceğine yönelik öngörüler geliştirmektir Günümüzde derinleşen çok kutuplu uluslararası sistem artan yaptırım politikaları enerji arz güvenliği sorunları ve Orta Doğu da yeniden tırmanan askerî gerilimler Türkiye İran ilişkilerinin stratejik değerini daha da artırmaktadır Özellikle enerji koridorları ulaştırma hatları ticaret güzergâhları ve bölgesel diplomasi platformları iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca ikili değil bölgesel istikrar açısından da belirleyici bir role sahip olduğunu göstermektedir