MejelleKitap fiyat karşılaştırma

Yeni Dünya Düzeninin İnşası — Burcu Değirmencioğlu Yıldız

Yeni Dünya Düzeninin İnşası
488,25
Hukuk Araştırma İnceleme

Yeni Dünya Düzeninin İnşası

Burcu Değirmencioğlu Yıldız

Adalet Yayınevi

2023368 sf.
Şehadet Kitap

Yeni Dünya Düzeninin İnşası

Burcu Değirmencioğlu Yıldız

Nasıl ki kenarları pruvayı pupayı güverteyi bir arada tutan omurgaya sahip olmayan bir gemi biçimsiz bir tahta yığınından başka bir şeyi ifade etmiyorsa bütün üyeleri ve bunların parçalarını bütün aileleri ve dernekleri tek beden şeklinde birleştiren egemen erki olmayan bir devlet de devlet değildir 1 Devletin omurgası olan egemenlik devleti ayakta tutan devleti devlet yapan temeldir Bütün diğer toplumsal yapılardan ayrılarak devleti var eden devletin ayırt edici özelliğini oluşturan egemenlik araştırmanın temel kavramını oluşturmaktadır Devletin üç unsurundan biri olarak kabul edilen egemenlik devletin varlık şartını ve kurucu niteliğini teşkil etmektedir Sınırları içerisinde tek bir emredici gücün olabileceğini ve o sınırlar içerisinde yaşayan insanların sadece ona tabi olduğu en üstün iktidarı ifade eden egemenlik anlayışı ve bu egemenlik anlayışının II Dünya Savaşı sonrasında büründüğü şekil araştırmanın konusunu oluşturmaktadır Bir düşünürün masa başında icat ettiği 2 bir kavram olmaktan öte önemli bir tarihsel pratiğe dayanan egemenlik 16 yüzyıl başlarında bütün Avrupa yı doğrudan etkisi altına alan dini gerilimlerin çatışmaların etkisiyle tartışılmaya başlamıştır 16 yüzyılla birlikte teorik temelleri atılarak hayata geçirilen egemenlik anlayışı II Dünya Savaşı nın ardından bambaşka bir veçheye bürünmüştür II Dünya Savaşı sonrasında egemenliğin geçirdiği dönüşümü ve mevcut egemenlik anlayışını gözler önüne serebilmek ancak II Dünya Savaşı öncesine hâkim olan egemenlik pratiğini ayrıntılı olarak ortaya koyabilmekle mümkün olabilecektir Bu bağlamda çalışmanın konusunu iki anlayış odağında sınırlandırmak uygun olacaktır Üzerinde ilk durulan konu Westphalian egemenlik anlayışı olmuştur 16 yüzyıl başından itibaren uzun yıllar boyunca Avrupa yı etkisi altına alan din temelli gerilimler ve çatışmaların etkisiyle başlayan Otuz Yıl Savaşları nın ardından imzalanan 1648 tarihli Westphalia Barışı nın egemen devletlerden oluşan uluslararası bir düzeni müjdelediği genel olarak kabul görmüştür Modern devletlerin meydana getirdiği bir uluslararası sistemi oluşturduğu iddia edilen Westphalia Barışı ile ilişkilendirilen Westphalian egemenlik modeli II Dünya Savaşı na kadar hâkimiyetini sürdürmüştür II Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası örgütler bağlamında egemenliğin geçirdiği dönüşüm ise incelenecek ikinci ana konu ile bağlantılıdır II Dünya Savaşı nın ardından oluşturularak ulus devletin homojenleştirme bayrağını devralan uluslararası örgütler klasik egemenlikte önemli bir kırılmayı meydana getirmişlerdir Araştırma konusunun sınırları çalışmayı iki bölümde ortaya koymayı gerektirmektedir Öncelikle Westphalian egemenlik olarak isimlendirilen egemenlik anlayışının ne olduğunun bunun klasik egemenlik anlayışı ile ilişkisinin Westphalian egemenlik anlayışının ortaya çıkardığı modern devlet anlayışının anlaşılması gerekmektedir Bu bağlamda modern devletin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak kabul edilen homojenliğin neyi ifade ettiği nasıl bir homojenleştirme deneyimini doğurduğu ortaya konulacaktır Modern devletin homojenlik ideali hayal edilmiş bir cemaat 3 olarak ulusun inşası sonucunu doğurarak ulus devlet pratiğini hayata geçirmiştir Modern devletin homojenlik kaygısını devralan ulus devlet homojenlik kavramının tanımı gereği doğal olarak marjinal pratiklere de neden olmuştur Modern devletin homojenlik iddiasından bir sapma homojenliğin neden olduğu bir travma veya sınırların aşıldığı bir deneyim olarak Hitler Almanyası marjinal pratiklerin en önemlilerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır II Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan egemenlik anlayışının benimsenmesi ve meşruiyeti için zemin hazırlayan totaliter sistemlerin en yıkıcı örneği olarak Hitler Almanyası anlaşılmadan 1945 sonrasına hâkim olan yeni egemenlik anlayışının ortaya konulması mümkün olmayacaktır Nasyonal Sosyalist Almanya pratiği ile homojenleştirme ideali bambaşka bir yöne evrilmiştir Klasik