Yılan Irmağı — Mustafa Kaplan

Yılan Irmağı
Mustafa KaplanGece Kitaplığı
Yılan Irmağı
Mustafa KaplanDerler ki her su geçtiği topraktan bir sır alır Ve bazı sular vardır çağlayarak değil sükûtla konuşur Bu hikâye öyle bir suyun hikâyesidir Zilan Vadisi nde yılan gibi kıvrılan geceleri yıldızların ağladığı sabahları dengbêjlerin sesiyle titreyen bir ırmağın Hizan dan geçip Hakkâri ye selam duran kadim Yılan Irmağı nın kıyısında yazılmıştır Vaktiyle dağların taşların daha çok insan olduğu bir çağda zulmün gölgesi uzun sevdaların ömrü kısa iken yaşanmıştı bu hikâye Bir yanda mağrur bir bey Asur Begî Gözleri dağlarda yüreği tuzlu bir taş gibi kendi hükmüyle sarhoş bir feodal Ve onun ak pamuklar içinde büyüttüğü güzeller güzeli kızı Zêrînê altın tenli nâr gözlü bir vadi çiçeği Öte yanda kavalı rüzgârla yarışan yoksul ama vakur adı dilden dile bir dua gibi yayılan bir genç Mirzahan Babasını küçükken kaybetmiş ağabeyi Qulyar ile yaşayan sazıyla sözüyle insanı ağlatan bir gönül ehli Zêrînê ile Mirzahan ın aşkı ne bir mektuba sığar ne bir dağın gölgesine Onlar birbirlerini gördüklerinde yeryüzü susar gökyüzü nefesini tutarmış İlk karşılaştıkları an Zêrînê nin saçları rüzgârla dans ederken Mirzahan kavalını çalıyormuş Kavalın sesi sanki ilâhî bir nida kalpten kalbe bir yolmuş Ve böylece başlamış o kavî sevda Ama aşk her zaman kudretli ellerin merhametine düşer Asur Begî kızını fakir bir Kurmancî ye vermeyi namusuna leke sayar Ve lakin aşk dil din ırk tanımaz O Hak tan bir özdür

GECE KİTAPLIĞI
Derler ki her su geçtiği topraktan bir sır alır Ve bazı sular vardır çağlayarak değil sükûtla konuşur Bu hikâye öyle bir suyun hikâyesidir Zilan Vadisi nde yılan gibi kıvrılan geceleri yıldızların ağladığı sabahları dengbêjlerin sesiyle titreyen bir ırmağın Hizan dan geçip Hakkâri ye selam duran kadim Yılan Irmağı nın kıyısında yazılmıştır Vaktiyle dağların taşların daha çok insan olduğu bir çağda zulmün gölgesi uzun sevdaların ömrü kısa iken yaşanmıştı bu hikâye Bir yanda mağrur bir bey Asur Begî Gözleri dağlarda yüreği tuzlu bir taş gibi kendi hükmüyle sarhoş bir feodal Ve onun ak pamuklar içinde büyüttüğü güzeller güzeli kızı Zêrînê altın tenli nâr gözlü bir vadi çiçeği Öte yanda kavalı rüzgârla yarışan yoksul ama vakur adı dilden dile bir dua gibi yayılan bir genç Mirzahan Babasını küçükken kaybetmiş ağabeyi Qulyar ile yaşayan sazıyla sözüyle insanı ağlatan bir gönül ehli Zêrînê ile Mirzahan ın aşkı ne bir mektuba sığar ne bir dağın gölgesine Onlar birbirlerini gördüklerinde yeryüzü susar gökyüzü nefesini tutarmış İlk karşılaştıkları an Zêrînê nin saçları rüzgârla dans ederken Mirzahan kavalını çalıyormuş Kavalın sesi sanki ilâhî bir nida kalpten kalbe bir yolmuş Ve böylece başlamış o kavî sevda Ama aşk her zaman kudretli ellerin merhametine düşer Asur Begî kızını fakir bir Kurmancî ye vermeyi namusuna leke sayar Ve lakin aşk dil din ırk tanımaz O Hak tan bir özdür

Gece Kitaplığı
Derler ki her su geçtiği topraktan bir sır alır Ve bazı sular vardır çağlayarak değil sükûtla konuşur Bu hikâye öyle bir suyun hikâyesidir Zilan Vadisi nde yılan gibi kıvrılan geceleri yıldızların ağladığı sabahları dengbêjlerin sesiyle titreyen bir ırmağın Hizan dan geçip Hakkâri ye selam duran kadim Yılan Irmağı nın kıyısında yazılmıştır Vaktiyle dağların taşların daha çok insan olduğu bir çağda zulmün gölgesi uzun sevdaların ömrü kısa iken yaşanmıştı bu hikâye Bir yanda mağrur bir bey Asur Begî Gözleri dağlarda yüreği tuzlu bir taş gibi kendi hükmüyle sarhoş bir feodal Ve onun ak pamuklar içinde büyüttüğü güzeller güzeli kızı Zêrînê altın tenli nâr gözlü bir vadi çiçeği Öte yanda kavalı rüzgârla yarışan yoksul ama vakur adı dilden dile bir dua gibi yayılan bir genç Mirzahan Babasını küçükken kaybetmiş ağabeyi Qulyar ile yaşayan sazıyla sözüyle insanı ağlatan bir gönül ehli Zêrînê ile Mirzahan ın aşkı ne bir mektuba sığar ne bir dağın gölgesine Onlar birbirlerini gördüklerinde yeryüzü susar gökyüzü nefesini tutarmış İlk karşılaştıkları an Zêrînê nin saçları rüzgârla dans ederken Mirzahan kavalını çalıyormuş Kavalın sesi sanki ilâhî bir nida kalpten kalbe bir yolmuş Ve böylece başlamış o kavî sevda Ama aşk her zaman kudretli ellerin merhametine düşer Asur Begî kızını fakir bir Kurmancî ye vermeyi namusuna leke sayar Ve lakin aşk dil din ırk tanımaz O Hak tan bir özdür Tanıtım Bülteninden

Gece Kitaplığı
Derler ki her su geçtiği topraktan bir sır alır Ve bazı sular vardır çağlayarak değil sükûtla konuşur Bu hikâye öyle bir suyun hikâyesidir Zilan Vadisi nde yılan gibi kıvrılan geceleri yıldızların ağladığı sabahları dengbêjlerin sesiyle titreyen bir ırmağın Hizan dan geçip Hakkâri ye selam duran kadim Yılan Irmağı nın kıyısında yazılmıştır Vaktiyle dağların taşların daha çok insan olduğu bir çağda zulmün gölgesi uzun sevdaların ömrü kısa iken yaşanmıştı bu hikâye Bir yanda mağrur bir bey Asur Begî Gözleri dağlarda yüreği tuzlu bir taş gibi kendi hükmüyle sarhoş bir feodal Ve onun ak pamuklar içinde büyüttüğü güzeller güzeli kızı Zêrînê altın tenli nâr gözlü bir vadi çiçeği Öte yanda kavalı rüzgârla yarışan yoksul ama vakur adı dilden dile bir dua gibi yayılan bir genç Mirzahan Babasını küçükken kaybetmiş ağabeyi Qulyar ile yaşayan sazıyla sözüyle insanı ağlatan bir gönül ehli Zêrînê ile Mirzahan ın aşkı ne bir mektuba sığar ne bir dağın gölgesine Onlar birbirlerini gördüklerinde yeryüzü susar gökyüzü nefesini tutarmış İlk karşılaştıkları an Zêrînê nin saçları rüzgârla dans ederken Mirzahan kavalını çalıyormuş Kavalın sesi sanki ilâhî bir nida kalpten kalbe bir yolmuş Ve böylece başlamış o kavî sevda Ama aşk her zaman kudretli ellerin merhametine düşer Asur Begî kızını fakir bir Kurmancî ye vermeyi namusuna leke sayar Ve lakin aşk dil din ırk tanımaz O Hak tan bir özdür

Gece Kitaplığı
Derler ki her su geçtiği topraktan bir sır alır Ve bazı sular vardır çağlayarak değil sükûtla konuşur Bu hikâye öyle bir suyun hikâyesidir Zilan Vadisi nde yılan gibi kıvrılan geceleri yıldızların ağladığı sabahları dengbêjlerin sesiyle titreyen bir ırmağın Hizan dan geçip Hakkâri ye selam duran kadim Yılan Irmağı nın kıyısında yazılmıştır Vaktiyle dağların taşların daha çok insan olduğu bir çağda zulmün gölgesi uzun sevdaların ömrü kısa iken yaşanmıştı bu hikâye Bir yanda mağrur bir bey Asur Begî Gözleri dağlarda yüreği tuzlu bir taş gibi kendi hükmüyle sarhoş bir feodal Ve onun ak pamuklar içinde büyüttüğü güzeller güzeli kızı Zêrînê altın tenli nâr gözlü bir vadi çiçeği Öte yanda kavalı rüzgârla yarışan yoksul ama vakur adı dilden dile bir dua gibi yayılan bir genç Mirzahan Babasını küçükken kaybetmiş ağabeyi Qulyar ile yaşayan sazıyla sözüyle insanı ağlatan bir gönül ehli Zêrînê ile Mirzahan ın aşkı ne bir mektuba sığar ne bir dağın gölgesine Onlar birbirlerini gördüklerinde yeryüzü susar gökyüzü nefesini tutarmış İlk karşılaştıkları an Zêrînê nin saçları rüzgârla dans ederken Mirzahan kavalını çalıyormuş Kavalın sesi sanki ilâhî bir nida kalpten kalbe bir yolmuş Ve böylece başlamış o kavî sevda Ama aşk her zaman kudretli ellerin merhametine düşer Asur Begî kızını fakir bir Kurmancî ye vermeyi namusuna leke sayar Ve lakin aşk dil din ırk tanımaz O Hak tan bir özdür

Gece Kitaplığı Yayınları
Derler ki her su geçtiği topraktan bir sır alır Ve bazı sular vardır çağlayarak değil sükûtla konuşur Bu hikâye öyle bir suyun hikâyesidir Zilan Vadisi nde yılan gibi kıvrılan geceleri yıldızların ağladığı sabahları dengbêjlerin sesiyle titreyen bir ırmağın Hizan dan geçip Hakkâri ye selam duran kadim Yılan Irmağı nın kıyısında yazılmıştır Vaktiyle dağların taşların daha çok insan olduğu bir çağda zulmün gölgesi uzun sevdaların ömrü kısa iken yaşanmıştı bu hikâye Bir yanda mağrur bir bey Asur Begî Gözleri dağlarda yüreği tuzlu bir taş gibi kendi hükmüyle sarhoş bir feodal Ve onun ak pamuklar içinde büyüttüğü güzeller güzeli kızı Zêrînê altın tenli nâr gözlü bir vadi çiçeği Öte yanda kavalı rüzgârla yarışan yoksul ama vakur adı dilden dile bir dua gibi yayılan bir genç Mirzahan Babasını küçükken kaybetmiş ağabeyi Qulyar ile yaşayan sazıyla sözüyle insanı ağlatan bir gönül ehli Zêrînê ile Mirzahan ın aşkı ne bir mektuba sığar ne bir dağın gölgesine Onlar birbirlerini gördüklerinde yeryüzü susar gökyüzü nefesini tutarmış İlk karşılaştıkları an Zêrînê nin saçları rüzgârla dans ederken Mirzahan kavalını çalıyormuş Kavalın sesi sanki ilâhî bir nida kalpten kalbe bir yolmuş Ve böylece başlamış o kavî sevda Ama aşk her zaman kudretli ellerin merhametine düşer Asur Begî kızını fakir bir Kurmancî ye vermeyi namusuna leke sayar Ve lakin aşk dil din ırk tanımaz O Hak tan bir özdür

Gece Kitaplığı
Derler ki her su geçtiği topraktan bir sır alır Ve bazı sular vardır çağlayarak değil sükûtla konuşur Bu hikâye öyle bir suyun hikâyesidir Zilan Vadisi nde yılan gibi kıvrılan geceleri yıldızların ağladığı sabahları dengbêjlerin sesiyle titreyen bir ırmağın Hizan dan geçip Hakkâri ye selam duran kadim Yılan Irmağı nın kıyısında yazılmıştır Vaktiyle dağların taşların daha çok insan olduğu bir çağda zulmün gölgesi uzun sevdaların ömrü kısa iken yaşanmıştı bu hikâye Bir yanda mağrur bir bey Asur Begî Gözleri dağlarda yüreği tuzlu bir taş gibi kendi hükmüyle sarhoş bir feodal Ve onun ak pamuklar içinde büyüttüğü güzeller güzeli kızı Zêrînê altın tenli nâr gözlü bir vadi çiçeği Öte yanda kavalı rüzgârla yarışan yoksul ama vakur adı dilden dile bir dua gibi yayılan bir genç Mirzahan Babasını küçükken kaybetmiş ağabeyi Qulyar ile yaşayan sazıyla sözüyle insanı ağlatan bir gönül ehli Zêrînê ile Mirzahan ın aşkı ne bir mektuba sığar ne bir dağın gölgesine Onlar birbirlerini gördüklerinde yeryüzü susar gökyüzü nefesini tutarmış İlk karşılaştıkları an Zêrînê nin saçları rüzgârla dans ederken Mirzahan kavalını çalıyormuş Kavalın sesi sanki ilâhî bir nida kalpten kalbe bir yolmuş Ve böylece başlamış o kavî sevda Ama aşk her zaman kudretli ellerin merhametine düşer Asur Begî kızını fakir bir Kurmancî ye vermeyi namusuna leke sayar Ve lakin aşk dil din ırk tanımaz O Hak tan bir özdür