Zarar Görenin Doğrudan Dava Hakkı
Yetkin Yayınları
İlk kez 865 sayılı Ticaret Kanunu nun 981 maddesinde daha sonra da 6762 sayılı bir önceki Türk Ticaret Kanunu nun eTTK 1310 maddesi ile yangın dolayısıyla sorumluluk sigortasına ilişkin ve sadece bu sigorta türüne özgü olarak doğrudan dava hukukumuza tartışmalarla girmiştir Zira bunun doğrudan dava hakkını mı düzenlediği yoksa zarar görene sigorta tazminatı üzerinde özel bir tahsil yetkisi mi tanındığı tartışma ve tereddüt konusu olmuştu Aynı soru işareti 818 sayılı Borçlar Kanunu nun 112 maddesi ile ilgili olarak TBK m 130 bu kez işveren sorumluluk sigortası için de gündeme gelmiştir Karayolları Trafik Kanunu KTK m 97 ile Karayolu Taşıma Kanunu KtaşımaK m 21 hükümlerinde düzenlenen sorumluluk sigortası bakımından doğrudan sigortacıya başvuru hakkı düzenlenmiştir Karayolları Trafik Kanunu m 100 sadece zorunlu sorumluluk sigortası için değil ihtiyari sorumluluk sigortaları bakımından da mağdura bu hakkı tanımıştır Ne var ki doğrudan dava hakkı bazı genel şartlar ve yargı kararları sayesinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girmeden evvel de tüm sorumluluk sigortalarına etkili olacak genişlikte kabul görüp yaşatılmaktaydı Ne var ki bu kabul ve uygulama kanuni temeli olmayan sadece zarar görenlerin himaye edilmesi ve sosyal adalet duyguları ile yapılan bir tercihin sonucuydu Nihayet yürürlükteki Türk Ticaret Kanunu nun 1478 madde hükmü doğrudan dava hakkının uygulama alanına ilişkin geçmişte yaşanan tüm tartışmaları geride bırakarak her türlü sorumluluk sigortasında geçerli olacak şekilde açık bir yasal düzenleme getirmiştir Bununla birlikte doğrudan dava hakkı ile ilgili tartışmaların yönü bu sefer başka alanlara kaymıştır ki bu çalışma hükmün karanlıkta bıraktığı noktalara ışık tutma ve mümkün olduğu ölçüde o alanı aydın latma çabasının bir ürünüdür Aslında sorumluluk sigortası bakımından doğrudan dava hakkının içinde bulunduğu üçlü ilişkiyi anlamakta ve anlatmakta zorluk çekilmesinin sebebi sorumluluk sigortası söz leşmesinin malvarlığının pasifinin artması suretiyle zarara uğrayan kişisi sigortalı iken aynı esnada bu ilişkinin dışında bir başka şahsın da yine zarar gören sıfatıyla ama bu sefer malvarlığının aktifi azalan kişisi olarak kanunun koyucunun iradesiyle sigorta tazminatı üzerinde talep hakkına kavuşmasıdır Bu iki zarar görenden birinin malvarlığının pasifi artarken diğerinin aktifi azalmaktadır Pasifi artan zarar gören hâlâ sorumluluk sigortasının sigortalı sı ve alacaklısı olarak konumunu ve sıfatını korurken kanun koyucu aktifi azalan zarar görene tarafı olmadığı bir sözleşmeden doğan edimi talep hakkını bahşetmektedir Sigortalı malvarlığının pasifinin artması rizikosundan korunmak için kendi menfaatini sorumluluk sigortası ile teminat altına alırken kanun koyucu da sigorta sözleşmesi ilişkisi dışında bulunan üçüncü bir şahsın aktifinin azalmasına karşı onun menfaatini korumak istemiştir Sözleşmesel ilişkiye yabancı bir kimsenin anılan türden menfaatinin bu yolla korunması ve sigorta tazminatını talep eden kişi konumuna getirilmesi acaba sorumluluk sigortasını TTK m 1454 hükmünde düzenlenen başkası lehine mal sigortası ilişkisine mi yaklaştırmıştır Bu soru ile başlayan tartışmaların altında yatan ve aranan doğru yanıt doğrudan dava hakkının hukuki niteliğini Türk Hukuku bakımından da tayin edecektir Karşılaştırmalı hukuk bakımından çalışmamızda esas aldığımız hukuk sistemleri Alman İngiliz ve Fransız Hukukları olmuştur Lâkin bu hukuklarda doğrudan dava hakkıyla ilgili olarak yapılan hukuki nite lendirmelerin borçlar hukuku kaynaklarımızın farklı olması sebebiyle Türk borçlar hukuku sistemi ile örtüşmediği görüldüğünden TTK m 1478 hükmünün esasa ilişkin hususlarında yabancı hukukları kendimize kıyas ve örnek almamız mümkün olamamıştır Anılan nedenle de söz konusu hukuklardaki doğrudan dava hakkını tanıtabilmek bakımından çalışma içerisinde onlara ayrı ve özel bir kısım açmakla yetinilmiştir Uygulamada yaşanacak tartışmalar sadec